Firmandex

Ruhumuz hafızamız işgal edildi

Halep’ten yükselen çığlıklara sessiz kalamayan yazarlar öfkeli. Mehmet Doğan, “İnsanlık Halep’te katledildi” derken Arif Ay, “Hafızamız talan edildi dün Osmanlı’yı yıkanlara hesap soramadık, aksine saflarına geçtik” diyerek bugünkü katliamı yapanlara karşı önce kendimizi hesaba çekmemiz gerektiğini söylüyor.

Ruhumuz hafızamız işgal edildi

Gözümüzün önünde Halep’te bir insanlık dramı yaşanıyor. Dün Bosna, Bağdat, Şam, bugünse Halep’te yaşananlar kalbimizi yerinden söküyor. Gözler ağlamaktan şişmiş, yumruklarımız sıkılı, öfkemiz sokaklara taşmış bir şekilde bu dramın bitmesini bekliyoruz. Atılan bombaları, katledilen çocukları, yardım çığlıklarını hiçbirimiz andolsun unutmayacağız. Bu acıyı gelecek nesiller de yüreklerinde hissetsinler diye yazılıp çizilecek, tarihe not düşülecek. Peki bunu kayıtlara geçirecek yazarlar bu büyük dram karşısında bugün neler hissediyor, neler yapıyorlar?

Şair Arif Ay öncelikle bu büyük dramın şahitleri ve suçluları olarak biz Müslümanların kendimizi sorgulamamız gerektiğini düşünüyor ve şunları söylüyor: “Yüzyılın hesabını sormadığımız için Halep bu hâlde. İslâm coğrafyası bu hâlde. Osmanlı’yı yıkanlardan bunun hesabını sormadık. Aksine onların safına geçtik, Batıcılığı seçtik ve gâvurlaştık. Düşmanı denize dökmekle özgürleştiğimizi, bağımsızlaştığımızı sandık. Aksine, düşmanı denize döktükten sonra ruhumuz ve hafızamız işgâl edildi, talan edildi. Henri, hans, mösyö, madam, mıstır gibi düşünen hatta düşünmeyen Ahmetler, Mehmetler, Figenler, Zeynepler çıktı ortaya. Halep’in kurtuluşu, Müslüman coğrafyanın kurtuluşu, insanlığını yitirmiş dünyada öncelikle bizim gâvurluktan kurtulmamızla mümkündür. Hiçbir fikir çile çekmeyen, imanî öfke taşımayan, konfor düşkünü, hamaset kumkuması bir güruhtan da Halep’in derdine derman beklenemez. Halep’i harap edenlerin kendileri de harap olacak. Yuvalarında baykuşlar ötecek! Çünkü, yüce Allah gafurdur, rahîmdir, kahhardır.”

İnsanlık Halep’te katledildi

‘Halep ikinci defa sukut etti’ diyen Mehmet Doğan da Arif Ay gibi yüz yıl öncesine götürüyor bizi: “İngiliz emperyalizmi Şerif Hüseyin’in Arap görünümlü çapulcularını öne sürerek 27 Ekim 1918’de Haleb’i işgal etmişti. Bu işgal Hüseyin’in çapulcuları tarafından zafer çığlıkları ve yağmalarla kutlanmıştı. Birinci işgal bu işgali mündemiçtir! Şimdi de başka güçlerin maşası Esed askerleri Halep’te zafer çığlıkları atıyor ve katliama yürüyor. İnsanlık âleminde ses yok! Vicdan yoksa, insanlık yok! İnsanlık Halep’te katledildi!”

Halep ikinci kez düşüyor

Halep’in şehir olmasının ötesinde bir sembol olduğunu belirten Hüseyin Atlansoy, “Her sembol kendisinden daha yüksek bir değeri işaretler. Halep ikinci kez düşüyor. Biz daha ilk düşüşünden sonraki kalkışı gerçekleştiremeden ikinci kez düşüyor… Demek ki sembollerimiz ve değerlerimiz arasında bir büyük makas oluşmuş. Umutla ve inançla Halep’i hatırlamamız -sadece Halep değil- kendimize gelmemiz zorunluluk. Acıdan ve diplomasiden keçeleşmiş zihinlerimiz bu noktada soğukkanlılığı ve binbir türlü analizi bir erdem olarak göremez” diyor.

İran vebal altında

‘Bu sınavda başarılı olamadık maalesef. Bunun sebepleri üzerine konuşmak gerekir’ diyen Cihan Aktaş yaşananlar karşısında kendimizi hesaba çekmemiz gerektiğini söylüyor ve Halep’deki dram karşısında hislerini şu cümlelerle paylaşıyor: “Bir şehir gözlerimizin önünde parçalandı ve dağıldı. Ümitlerimiz, hayal kırıklıklarımız, acımız, bazen tarifte zorlanılacak kadar yakın ve derindi. Halep medeniyetimizin güzelim sembolüydü, savaşlar oraya uğramazdı. Esenlik şehri olduğunu hissettirirdi. Halep’in bunca büyük bir nefretle tahribi, Mostar’ın ardından dünyamızın geleceğini yeniden belirleyecek bir dönüm noktası olarak tarif edilebilir. Kaybolan çocuklar, perişan yaşlılar ve kadınlar açısından baktığımızda, mazlumların âhı Esed-Baas oligarşisinin ve işbirlikçilerinin yakasını bırakmayacaktır. İran zaten başından beri vebal altında. Yüzlerce yıldan sonra Sünni toplumlarda oluşturduğu iyi duyguları ve desteği kaybetti. Bir gün içinde gerçekleşmedi hiçbir şey..”

Zalimden daha güçlü olmalıyız

Sözlerine ‘Halep’i düşününce dağılan bir şey oluyorum’ diye başlayan Zeki Bulduk, şöyle devam ediyor: “Ateş içinde kalan halkın sesini dünyaya duyurmanın, manasız bir şey olduğunu biliyorum; dünya, zaten biliyor. Kurtarabildiğimiz kadar masumu kurtarmak ve düşmanın silahından daha iyi silahlara sahip olmak için birikim yapmak. Sabırda. Siyasette. Kültürde. İrfanda. Zalimden daha güçlü olmadan her sene bir şehrimizi içindeki insanımızla birlikte yakacaklar ve “neden yangın söndürme cihazınız yoktu” diyecekler pişkince.”

Yalancı bahara inandık

‘Dünya yeniden şekilleniyor ve İslam coğrafyası bu şekillenmede atölye olarak kullanılıyor’ diyen Hicabi Kırlangıç, Birkaç yıl önce Ortadoğu’da estirilen yalancı Arap baharına nasıl kandığımızı hatırlatıyor. Kırlangıç sözlerini şöyle sürdürüyor: “Gerçek sabahlarımızın doğmaması bizi yalancı sabahlara uyandırmaya çalıştılar. Bizse bu dirilişin ve baharın emarelerini gördükçe heyecanlandık, dışa vurduk uyanışımızı. Uyanış dediğime bakmayın, çoğunluk olarak ağır uykudan uyanmış değiliz. 20. yüzyılın başında İkbal ve Mehmet Akif çok çırpınmıştı uyanalım diye. Şimdi de bir kısmımız uyandık ve kontrollü bir uyanış olsun istedik belki. Fakat bir kısmımız da uyandığımızda büyük bir hayret içindeydik. Uyanır uyanmaz çığlıklar attık.

Halep’İn güzel günlerini görmeyi hak etmiyoruz

“Halep’te yaşananlar karşısında ben ne yapıyorum?” sorusunu soran Hicabi Kırlangıç, şunları söylüyor: “Apar topar evimi terk edip çoluk çocuğumla apar topar yayan yapıldak sapa yollara düştüğümü düşünüyorum. Anlık öfke nöbetleri yaşıyorum, ama öfkem kime, tam bilmiyorum. Sakin anlardaysa düşüncem şu oluyor: Halep yeniden gelin gibi süzülecek, ama biz göremeyeceğiz. Zaten görmeyi hak etmiyoruz.”

Ne yazık ki yazarlar birlik içinde değil

Dün Bosna’da sessiz kalan Batı bugün de Suriye’de yaşananlara karşı sağır ve dilsiz. Bu noktaya dikkat çeken Necip Tosun ise felsefeci Bernard-Henri Levy’nin Bosna dramıyla ilgili çektiği belgeselin girişinde sarfettiği “Aushwitz’den sonra insanlar ‘bilmiyorduk’ dediler. Elli yıl sonra Saraybosna için ‘anlamıyoruz’ dediler” sözlerini hatırlatıyor yazarlar olarak aslında Halep’in sesini dünyaya duyurmak için çok şey yapıla bilineceğine dikkat çekiyor: “Tarihin gördüğü en büyük kıyımlardan biri dünyanın gözü önünde Halep’te yaşanıyor. Adeta bir şehir yerle bir ediliyor. Mazlum ve masum halk ise yapayalnız. Ne Avrupa Ne ABD ne de Birleşmiş Milletler tek bir cümle etmiyor. Dünya Müslümanları ise paramparça. İnsanlık dışı katliamlar gözler önündeyken tüm dünya “görmüyoruz” diyor. En ufak bir popüler olayda harekete geçen Batılı aydın ve sanatçılar bu çığlığa duyarsız. Daiş ile büyük katliamın üstünü örtüyor, vicdanlarına mazeret sunuyorlar. Suriye sonunda egemen yapıların, siyasilerin ürettiği bir kördüğüm. Ama bu konuda yazarların, aydınlar yapacağı çok şey var. Ne yazık ki ülkemizde uluslararası yazar birliklerini harekete geçirecek bir yapı yok. Yazarların ülke içinde bile bu konuda birlik içinde olmadıkları düşünülürse sesler yankı bulmuyor. Sonunda iş bireysel isyanlara ve ağıtlara kalıyor.”

Sokakta yokuz sosyal medya hesaplarında üzgünüz

“Coğrafyamızda yaşanan acılara katliamlara karşı maalesef ki hakkıyla haykıramıyoruz. Üzülüyoruz sosyal medya hesaplarımızda üzgünlük işaretlerini kullanıyoruz ama meydanlara çıkma noktasında tembeliz” diyen Mahmut Bıyıklı, yazarlar adına önemli bir özeleştiri yapıyor: “Çoğu zaman Suriye’de bir günde öldürülen insan sayısı kadar bile kalabalık toplayamıyoruz meydanlara. Acı ama gerçek. Bu hissetmekle dert etmekle ilgili bir durum. Meydan yerine çıkmıyoruz peki edebiyatımızda bu acıları işleyebiliyor muyuz hayır işleyemiyoruz. Bosna savaşından Irak İşgalinden Suriye’deki katliamlardan sonra güçlü bir şiir güçlü bir edebi ürün gördünüz mü. Bu önemli bir mesele. Bugün Mehmet Akif gibi ‘Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı’ diyerek meydanlara çıkan önde duran hangi edebiyatçı var? Hangimiz varız. Çocuk ölümlerine toplu katliamlara alıştırıldığımız bir çağda yaşıyoruz. Allah bizi affetsin. Sosyal meselelerde ümmeti ilgilendiren her meselede Biz TYB olarak gerekli açıklamaları yapıyor duyarlı STK’larla eyleme geçiyoruz. Ama yapmamız gereken o kadar çok iş var ki yaptıklarımızı yeterli görmüyorum. Uluslarası kamuoyunu ayağa kaldıracak çalışmalar yapmalıyız. İnsanlığı harekete geçirecek güçlü eserler yazmalıyız. Çağının tanığı olmanın sarsıcı sorumluluğunu yerine getirmeliyiz. Yoksa tarih bizi affetmez.”

Sıra Halep öykülerinde

Bir yazar olarak son yıllarda Srebrenica’da katledilen Müslümanların, dönerci cinayetlerinin, Filistin’de yakılan gencin, Yasin Börü’nün, ilk saatlerinde 15 Temmuz Darbesi’ni kutlayanların, Paris’te yapılan terör kıyımının, bütün bu acılara duyarsız kalanların ve cinayetleri planlayanların öykülerini kaleme aldığını ve şumdu sıranın Halep’e geldiğini söyleyen yazar Sadık Yemni’ye göre yazarların öncelikle tarihe not düşecekleri ‘Ah öyküler’ yazmaları gerekiyor.

Çocuklar için yazan kalemler yaralı

Halep’te çocukların çığlıkları en çok çocuk yazarlarının yüreğini yaktı hiç şüphesiz. Peki onlar bu çığlıkaların tanıkları olarak ne haldeler, neler yapıyorlar? “Ben çocuklarıma, sesimin yettiği tüm çocuklarıma sınırların, haritaların, tel örgülerin ötesinde düşünmeyi, hayaller kurmayı ve bu hayallerin yaşanır hale gelmesi için mücadele etmeyi anlatmakla yükümlüyüm” diyen Fatma Börekçi, “Çocuklar için yazan çocuk kalemim nicedir yaralı. Çocuk dünyasına yalanlardan ibaret tozpembe hayatlar sunmanın bir anlamı yok” diyor.

Çocuğuna merhameti öğret

Nehir Aydın Gökduman ise, “Vicdanlı hiçbir insan dünya üzerinde yaşanan acılara duyarsız kalamaz zaten” yorumunu yapıyor ve ekliyor: Kendi adıma mazlumların sesine ses verebildiğim ölçüde yaptığım işin anlamlı olduğuna inanıyorum. Elif Nur Can ise herkesin vicdanına sesleniyor: “Dün Çanakkale’de şehit olan Suriyeli dedelerimizin torunları bugün vahşice yakılarak, bombalanarak, tecavüze uğrayarak katlediliyor. Ressamsan bir resim çiz, şairsen bir şiir yaz, öğretmensen anlat çocuklarına, merhameti öğret. Çıkart cebindeki 5TL’yi yarısını ailene, yarısını ümmetin çocuklarına gönder.”

KAYNAK : Yenişafak

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ