FİRMANDEX'E HOŞGELDİNİZ!

15 Temmuz Asımların zaferi

Aramızdan ayrılalı 80 yıl oldu; Akif’inyazdığı ve söyledikleriyle 80 yılda milyonlarca Asım yetişti. O nesil, 15 Temmuz gecesi yeniden Anadolu’yu istila etmek isteyen ‘Tek dişi kalmış canavar’a karşı kendini siper etti. Tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi…

15 Temmuz Asımların zaferi

Tam 80 yıl evvel aramızdan ayrılan Mehmed Akif Ersoy ‘Asım’ şiirini 1924’te kaleme almıştı. 1873’te dünyaya gelen Akif, gençlik yıllarında Osmanlı’ya taarruzu, Abdülhamid’e darbeyi (1909), Balkan Harbi’ni, (1912) Birinci Cihan Savaşı’nı (1914) Çanakkale mahşerini, Osmanlı’nın 9 yılda kıtalar kaybederek Anadolu’ya çekilişini, katliamları, dramları nesillerin yok oluşunu bizzat yaşayarak görmüştü.. 

O’nun, “Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet bu celal” dediği mısralarla kasdettiği de, bugünkü anlamda etnik ırk değil, İslam’ı müdafaa edecek Müslüman milletti. Bu bir çığlıktı aslında.. ‘Tek dişi kalmış canavar’ diye tarif ettiği Batı uygarlığı, 7 koldan saldırıyordu Anadolu’ya.  Vatanın dört bir yandan işgal edildiği dönemde, yeniden ayağa kalkmayı, geleceğe ümitle bakmayı, küllerimizden doğmayı Âsım’da aramakta, onunla teselli bulmaktaydı İstiklal Şairi. ‘Asım’ Akif’in idealize ettiği, hayalini kurduğu; bir gün, ama bir gün mutlaka bu parçalanmış ümmet coğrafyasını yeniden ayağa kaldıracak, her türlü seyyiatı bertaraf edecek bir genç/gençlikti. O, Âsım’ın iradesi ile kurtuluşun gerçekleşeceğine inanıyor, bunun en canlı ve somut örneğinin ise Çanakkale Savaşı’ında yaşandığına kanaat getiriyordu. Şu satırları da o zaman yazmıştı zaten:

 “Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek; 

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”  

HAYALİNDEKİ ‘ASIM’LAR

Âsım’ın Nesli ile iman, ilim ve irfan yolunda kendini inşa etmiş, kişilikli, ahlaklı, dinine ve milletine bağlı, bunların ihyası ve kalkınması için tüm imkanlarını seferber eden bir gençliğin hayalini kurmaktaydı. İlk ‘Asım’ şiirini 1924’te kaleme alan Akif; ikinci Asım şiirini yazma planından da bazı dostlarına bahsetmiş, eserin bütün kurgusunu hayâlinde hazırlamıştı. İstanbul’a döner dönmez yazmayı tasarladığı Âsım II’de; ‘Âsım Avrupa’dan dönüyor, İstiklâl Harbi’ne iştirak ediyor. Onun bu muharebedeki yararlıkları… İstiklâl Harbi’nin büyüklüğü… Harbin bütün safahatı… Milletin gösterdiği fedâkârlık, kahramanlık… Tehlikeli zamanlar, acı, tatlı günler… Sakarya muharebeleri… Nihayet büyük zafer… Bütün bunları tasvir ediyor… Âsım, bir timsâl. Fâziletli, imân ve irfanlı, kahraman milletimizin timsâli! Âsım, yükseliyor, bütün Şark milletlerine örnek oluyor… Matemli, felâketli sahifeler kapanıyor, şanlı bir refah, saadet devri başlıyor..’  

Kurguyu böyle yapmıştı kafasında.. Hayatında ve eserinde hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeyen Mehmet Âkif; hayatı boyunca bütün sun’iliklerden uzak yaşamış; hayal ile alışverişini kesmiş, her ne demişse görüp de söylemişti. İşte Âsım’ın ikinci kitabının plânı, yazık ki, satırlara dökülerek hayata geçemedi. Yasaklar, hafiyeler, fişlemeler peşini bırakmadı.

Ancak bu yasaklar ve tezviratlar O’nun önünü kesemedi, tam aksine O’nu daha da büyüttü ve tesirini artırdı. Öyle ki, Akif’in yazmayı çok düşündüğü ancak kağıt üzerinde kaleme alamadığı ‘Asım II’, O’nun vefatından sonra ektiği tohumlarla kendiliğinden ve fiilen yazıldı. Tesiri sınırları aştı, nesilleri etkiledi, bir zamanlar basımı yasaklanan ve imhası için talimat verilen Safahat, milyonlarca eve girdi. Bedenen yoktu belki, ama yazdığı ve söyledikleriyle 80 yılda milyonlarca Asım yetişmişti. 

BU CEPHE SARSILMAZ

İşte ilmek ilmek işlenen o nesil, 15 Temmuz gecesi yeniden Anadolu’yu istila etmek isteyen haçlı taarruzuna karşı kendini siper etti.. Tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi, ‘Tek dişi kalmış canavar’ın kuklaları tarafından üzerimize gönderilen tanka, füzeye jetlere kendini siper etmişti Asım’ın Nesli. Akif’in bir asır evvel anlattığı gibi oldu.

Korkma..! Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz./ Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz…

KORKMA

Korkma..! 

Cehennem olsa gelen, 

göğsümüzde söndürürüz.

Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz; 

***

Düşer mi tek taşı sandın 

harim-i namusun,

Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun.

***

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,

Denizler ordu, bulutlar 

donanma yağdırsa,

***

Bu altımızdaki yerden 

bütün yanardağlar

Taşıp da kaplasa âfakı bir 

kızıl sarsar,

***

Değil mi cephemizin 

sinesinde iman bir;

Sevinme bir, acı bir, gaye 

aynı, vicdan bir;

***

Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,

Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!

Mezarına gitmek bile yasaklanmış

Dört yıl kabir dahi yapılmayan Mehmed Akif için, 1942’de kendi aralarında para toplayarak mütevazi bir kabir yapmak isteyen üniversite talebeleri hakkında soruşturmalar açılmış, kabrine gidip dua etmek isteyenler de engellenmişti. Bu durum 1960’ların ortalarına kadar devam etmiş, Akif’i anma geceleri düzenlemek isteyen gençlerin, ‘Dinci ve Ümmetçi bir şair, gençlere kötü örnek teşkil edeceği’ gerekçesiyle bu talepleri reddedilmişti. 

KAYNAK : STAR Gazetesi

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.